top of page

MEZE SOFRASININ MİMARİSİ

  • Yazarın fotoğrafı: Öykü Bozkır
    Öykü Bozkır
  • 6 Şub
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 Şub


"Meze" kelimesi sınırları aşıp, şivesini değiştirse de ruhunu korur. Arapçada mazze, Yunancada mezedes, Türkçede mezedir. Kökeni Farsça "maza" sözcüğüne, yani "tatmak" veya "lezzet almaya" dayanır.


Balkanlardan Mağrip’e pek çok kültürde bu küçük tabaklar işlevsel bir amaca hizmet eder: ana yemekten önce iştahı kabartmak. Bu bağlamda meze sofrası karın doyurmanın ötesinde, bağ kurma açlığını gidermek için kurulur. Yani kurulan her bir sofra zamanı yavaşlatmak için kurgulanmış mimari bir tasarım gibi düşünülebilir.


Antakya eşsiz bir coğrafi konumda bulunur. Siyasi sınırlar onu Türkiye olarak tanımlasa da, toprağı ve damağı Levant’ın dilini konuşur. Buradaki meze kültürü; Halep, Beyrut ve Şam’a uzanan bir coğrafyanın mutfak lehçesini temsil eder.

Bu coğrafyada mutfak müşterektir. Herkesin kendi tabağını koruduğu "alacarte" geleneğinin aksine, meze sofrası özünde daireseldir ve paylaşılır. Bir tabak Humus ya da Babagannuş tek bir kişinin aksine, "ortaya" aittir. Bu basit geometrik değişim her şeyi değiştirir. Göz temasını zorunlu kılar, birbirine ekmek uzatmayı gerektirir ve masadaki bireyleri kolektif bir birliğe dönüştürür.


Çoğu lezzet belleğinde bu ortam "Çilingir Sofrası" olarak da anılır. Peki neden çilingir? Çünkü asidik, tuzlu, isli o küçük ve yoğun lezzetlerin, anason kokulu rakı veya şarap eşliğinde yavaş yavaş yudumlanması bir kapı açıcı görevi görür. Önce çenenin kilidini açar, sonra zihnin ve nihayetinde kalbin. Çatalların o ağır ritmi eşliğinde sırlar dökülür, kırgınlıklar affedilir ve bağlar sıkılaşır.


Meze sofrasının sosyolojisi doğası gereği demokratiktir. Çünkü sohbete hükmedecek, diğerlerini gölgede bırakacak bir "Ana Yemek" yoktur. Yani bir sıra, bir baş ve bir son yoktur. Bitirmek için değil, sürdürmek için yersiniz.


Bugün Antakya kendini enkazın içinden yeniden inşa ederken, meze sofrası yeni bir anlam kazanıyor. Bu sofra yapısı, bir depremin yıkamayacağı nadir yapılardan biridir. Bir kasanın üzerinde, bir çadırda ya da bir bahçede kurulabilir.


Meze sofrası, Antakya’nın en küçük ama en dirençli meydanıdır. Ve bize hatırlatır ki, banacak ekmeğimiz ve anlatacak bir hikayemiz olduğu sürece, topluluğumuzun mimarisi sapasağlam ayaktadır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page