top of page

ANTAKYA'NIN KOKU HARİTALARI

  • Yazarın fotoğrafı: Öykü Bozkır
    Öykü Bozkır
  • 6 Şub
  • 1 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 Şub


Görme duyusu aldatıcıdır; perspektife, ışığa ve mimariye ihtiyaç duyar. Bir deprem, bir şehrin siluetini dakikalar içinde yok edebilir. Görsel hafıza, yıkıntılarla karşılaştığında travmatize olup silinmeye başlayabilir. Ancak koku, biyolojik olarak beynin en ilkel ve en dürüst bölgesine, limbik sisteme bağlıdır. Filtresizdir. Öyle ki, koku, rızanız olmadan sizi zamanda yolculuğa çıkaran tek duyudur.


Antakya’da yaşanan yıkımdan sonra, şehrin fiziksel haritası büyük ölcude degismis olabilir. Ancak "koku haritası" (olfactory map), enkazın altında kalmayan nadir yapilardandir.


Bu coğrafyada hafıza hem sofralarin tadinda hem de defne ağaçlarınin kokusunda saklidir. Yüzyıllardır aynı topraktan beslenen Defne (Laurel) ve Mandalina ağaçları, şehre canlı olarak taniklik edip bir arada yasayan isbirlikcileri haline gelmislerdir. Bir mandalina yaprağını elinizde ezdiğinizde açığa çıkan o asidik ve ferah koku, bir Antakyalı için çocukluğun geçtiği avluyu, kış güneşini veya kaybedilen evin güvenli hissini "anında" geri çağırabilir. 


Aynı şekilde, sabunhanelerden sokağa taşan o keskin, topraksı ve temiz Defne kokusu, şehrin görünmez harç maddesini olusturur. Binalar yok olsa da, rüzgar hala aynı kokuyu taşır. Ve “yer”lerin icerisinde hissettiren sey, o yerin duyulardan inşa ettigi dokulardan ve anilardan olusur. Bugün Antakya’da yürüyen biri, gözleriyle bir boşluk görse de; burnuna gelen o tanıdık narenciye ve defne kokusuyla, zihnindeki o muazzam şehri saniyeler içinde yeniden inşa eder. Bu yüzden koku, yıkıma karşı en dirençli mimaridir.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page