ZAMANIN ÖTESİNDEKI İŞİTSEL SIĞINAK: FEYRUZ
- Öykü Bozkır
- 6 Şub
- 1 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 7 Şub

Levant'ın işitsel peyzajında zaman kavramının seslerin duygusal ritmiyle ölçülmesi olasıdır. Eğer Ümmü Gülsüm geceye, o ağır, sarhoş edici ve karanlığa teslim olmayı talep eden tutkuya aitse; Feyruz da şafağa aittir. Kendisi "turkuaz" bir sabah gibidir; serin, esintili ve umutlu. Ve Antakya'da da Feyruz'un sesi, kentsel yaşamın işlevsel bir aracıdır.
Haritalar politikacılar tarafından, ses peyzajları ise kültürler tarafından çizilir. Antakya siyasi bir sınırın üzerinde oturur; ancak şehrin "işitsel coğrafyası" bu yapay çizgileri tanımaz. Bir marangoz atölyesindeki radyoda "Kifak İnta" çalmaya başladığında, şehir haritadan kopar ve bir anda Büyük Levant'a doğru süzülebilir.
Peki yemeği ve kahkahayı bu kadar seven bir şehir, neden güne böylesine hüzünlü tınılarla başlar? Çünkü Feyruz çok spesifik bir duyguyu temsil eder: "Vakur Hüzün". O ağıt yakmaz, hatırlar. Şarkıları genellikle kayıp şehirlerden, unutulmuş aşklardan ve uzak vatanlardan bahseder. Feyruz dinleyiciye, tarihin ağırlığını altında ezilmeden nasıl taşıyacağını öğretir. Sabah kahvesinin acılığı ve zahterin topraksılığıyla kusursuz bir uyum sağlayan "serin" bir hüzün sunar.
Bugün, büyük yıkımın ardından bu ritüel bir sığınağa dönüşmüştür. Bir şehrin fiziksel mimarisi çöktüğünde, insanlar "işitsel sığınaklara" kaçar. Bir çadır veya konteyner kırılgandır; ancak Feyruz'un sesi yıkılamaz. Şarkı söylemeye başladığında, saniyeler içinde o "Antakya sabahı" hissini yeniden inşa eder. Hayatta kalanlara, şehrin sadece taştan değil; ritimden, rutinden ve güneşi selamlama inadından yapıldığını hatırlatır.


Yorumlar